ÇOK PARTİLİ REJİM DENEMELERİ
İnsanların
düşüncelerini açıklayabilmeleri ve başkalarının haklarına da saygı
göstererek inandıkları gibi yaşamaları, ideal bir toplum düzeninin
başlıca şartıdır. Bu ise ancak hür ve demokratik bir sistem içinde
gerçekleştirilebilir. Türk milletinin mutluluğunu sağlamayı
başlıca amaç edinen Mustafa Kemal, demokrasinin ülkemizde yerleşmesi
için çalıştı. Demokrasilerde aynı görüş ve düşüncedeki insanlar, siyasî
partiler kurarak yönetimde söz sahibi olmaya çalışırlar. Siyasî
partiler demokratik rejimlerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu konuda da
Mustafa Kemal Paşa, milletine önderlik etti. Kendisi bir parti kurup,
çok partili siyasî hayata geçişi teşvik etti. Çok partili rejimde
hükümeti kuran parti veya partiler, muhalefet partileri tarafından
denetlenir. Mustafa Kemal Paşa'nın en büyük arzusu
demokrasinin ülkemizde tam olarak yerleşmesi idi.Bu sebeple ülkede
çeşitli partilerin kurulmasını istiyorduCumhuriyet Halk Fırkası (CHF) 9
Eylül 1923`te Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından kurulmuş olan, Türkiye
Cumhuriyeti'nin ilk siyasi partisidir. Parti 1923'te kurulmasının
ardından cumhuriyeti ilan etmiş ve inkılapların gerçekleşmesini
sağlamıştır. "Bu yüzden CHF devlet kuran partidir."Başlangıçta adı
"Halk Fırkası" olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını "Cumhuriyet
Halk Fırkası" olarak değiştirdi. 1927 yılında "Cumhuriyetçilik",
"Halkçılık" ve "Milliyetçilik" ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1931
yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye "Devletçilik",
"Devrimcilik" ve (o zamanki telaffuz şekliyle) "layıklık" ilkeleri de
eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı "Cumhuriyet Halk
Partisi" oldu.. Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kökleri aslında Sivas
Kongresi'ne kadar dayanır. Kongresi’nde bütün ulusal cemiyetler Anadolu
ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC), TBMM açıldıktan
sonra I.grubu meydana getirmiş, bu I.grup 9 Eylül 1923'te Mustafa Kemal
başkanlığında Halk Fırkası'nı oluşturmuştur. Bunu tarihsel bir akış
içinde ele alırsak:1919 Sivas Kongresi:Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti(ARMHC)1920 TBMM'nin Açılması:ARMHC>>>>>>>>>I.Grup1923 9 Eylül:I.Grup>>>>>>>>>>>>>>Halk Fırkası Cumhurbaşkanı ve Fırka Başkanı Mustafa Kemal Paşa TIME Dergisi 24 Mart 192316
Mart 1920'de İstanbul işgal edilip Meclisi Mebusan dağıtıldı. Ancak
Türk Milleti Anadolu'da hem Kurtuluş Savaşı veriyor, hem yeni bir
siyasi rejimi kuruyordu. 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi açıldı.
Birinci başkan Mustafa Kemal, ikinci başkan Celalettin Arif idi. İlk
Bakanlar Kurulu: Mustafa Kemal (başvekil), Cami Bey (dahiliye),
Celalettin Arif (Adliye), İsmail Fazıl (Nafia), Bekir Sami(Hariciye),
Adnan Bey (Sıhhiye), Yusuf Kemal (İktisat), Fevzi Paşa (MilliSavunma),
İsmet Paşa (Genelkurmay), Hakkı Behiç (Maliye), Rıza Nur (Maarif).Türkiye'de
Millet yazgısına kendisi el koymuştu.İstanbul'da ki padişah-halife halk
nezdinde güven ve saygınlığını kaybetmişti.Ülkenin kaderi Ankara'da ki
TBMM'nin elindeydi.TBMM iki gruptan oluşmaktaydı.Bir tarafta Meclis
Başkanı Mustafa Kemal ve cumhuriyetçiler,diğer tarafta ise Halifeciler
vardı.Cumhuriyetçiler I.Grup,hilafetçiler II.Grup adını
aldılar.1920-1923 yılları arasında Türkiye TBMM hükümetleri ile idare
edildi.Rejimin henüz adı konmamıştı ama bunun apaçık bir cumhuriyet
olduğu biliniyordu.1 Nisan 1921'deki İnönü zaferinden sonra
mecliste gruplar birbirine girdi. Müdafaa-i Hukuk Grubu partileşmeye
doğru gidiyordu. 10 Mayıs 1921 toplantısında Mustafa Kemal grup başkanı
oldu. Aynı zamanda meclis başkanıydı. Selahaddin ve Hüseyin Beylerin
önderliğinde 2.Grup örgütleniyordu. Siyasi hareketler şekillenmeye
başlamıştı. Temmuz 1922'de Rauf Orbay icra vekilleri heyeti
başkanlığına seçildi. Basında ve muhalefette Mustafa Kemal'in
partileşme teşebbüsleri Bolşeviklikle suçlanmaktaydı. Oysa Mustafa
Kemal şöyle diyerek partinin sınıfsal değil milli olduğunu
söyleyecektir:'Bu milletin siyasi fırkalardan çok canı yanmıştır.
Halk fırkası dediğimiz zaman bunun içinde bir kısım değil, bütün millet
dahildir.'Halk Fırkası Doğuyor8 Nisan 1923 seçimlerini Müdafaai
Hukuk grubu kazandı. 9 Eylül'de 9 Umde esaslı halk nizamnamesi tüzüğü
kabul edildi ki, bu fırkanın kuruluş tarihidir. Halk Fırkasının amacı,
Türkiye'yi tam manasıyla asri bir devlet yapmak, hiçbir fert ve
cemiyete imtiyaz tanımamaktır.Mustafa Kemal Paşa 11 Eylül 1923'de
İçişleri Bakanlığı'na dilekçe vererek Halk Fırkası'nı kurdu. Kurucular
Refik Saydam, Celal Bayar, Sabit Sağıroğlu, Münir Hüsrev Göle, Cemil
Uybadın, Kazım Hüsnü, Saffet Arıkan, Zülfü Bey'di. Genel Sekreter Recep
Peker'di. 10 Kasım 1924'e kadar Halk Fırkası olan isim bu tarihte
Cumhuriyet Halk Fırkası, Mayıs 1935'de 4. Kurultayda Cumhuriyet Halk
Partisi olmuştur. Halk fırkası'nın kurulmasından sonraki en önemli olay
13 Ekim 1923'te yaşanmıştır.Zaferden sonra yeni bir devlet
istikametinde olunduğu belliydi ancak yeni devletin başkenti henüz
belli değildi.TBMM üyelerinin bir kısmı İstanbul'u başkent olarak
düşünürken tam tersi fikir galip geldi ve Ankara 13 Ekim 1923 tarihinde
başkent ilan edildi.Hemen ardından Mustafa Kemal Paşa başbakan Rauf
Beyi istifa ettirerek yapay bir hükümet bunalımı çıkmasını
sağladı,maksadı be şekilde anayasayı değiştirmek ve Cumhuriyet i ilan
etmekti.Gazi,hükümet kurulamamasının bakanların TBMM'de tek tek
seçilmesinden kaynaklandığını belirtti.Milletvekilleri de bu hususta
birleştiler.Çünkü istifanın ardından bakanlar bir türlü
seçilememekteydi.28 Ekim gecesi Çankaya köşkü'nde Mustafa Kemal Paşa
anayasa değişikliği maddelerini İsmet Paşa'ya yazdırdı.Ertesi gün (29
Ekim 1923) konu Halk Fırkası Meclis Grubu'nda ve TBMM'de ayrı ayrı ele
alındı.Tüm gün süren müzakerelerin ardından akşam saat 20.30'da
Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun ilk maddesi Türkiye Devleti'nin şekl-i
hükümeti cumhuriyettir şeklinde değiştirildi ve cumhuriyet resmen ilan
edildi.Hemen ardından cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı ve Halk Fırkası
Genel Başkanı-TBMM Başkanı-Ankara milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa
158 üyenin oybirliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı
seçildi.Cumhurbaşkanı M.Kemal paşa başbakanlığa İsmet Paşa'yı atadı ve
İsmet Paşa 30 Ekim 1923 günü ilk cumhuriyet hükümetinin kurdu.Halk
fırkası tarihinin en önemli görevini başarıyla yerine getirmişti.Bir
yıl sonra muhalefet 17 Kasım 1924'de TCF'yi, Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkası'nı kurdu. Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Ali Fuat,
Hüseyin Avni, Cafer Tayyar, Refet, Bekir Sami, Hüseyin Cahit, Sabit
fırka kurucularıdır.Çok geçmeden Mustafa Kemal Paşa'ya ve cumhuriyete
karşı akımlar bu fırka etrafında yuvalanmaya başladı. 1925 yılında Doğu
Anadolu'da Şeyh Sait İsyanı çıktı. 4 Mart'ta Takrir-i Sükûn Kanunu
çıkarıldı, isyanın elebaşları öldürüldü, bu arada 3 Haziran'da TCF
kapatıldı.“TAKRİR-İ SÜKUN KANUNU İngilizler, Orta Doğu'daki
zengin petrol yataklarını denetim altında tutmak için daha Birinci
Dünya Savaşı yıllarından itibaren bazı faaliyetlerde bulunmuşlardı.
Bunlardan biri de Güneydoğu Anadolu'da kendi himayelerinde bir devletin
kurulmasıydı. Lozan Antlaşması'yla bu oyun bozuldu. Fakat İngilizler,
emellerinden vazgeçmediler. Lozan'da halledilemeyen Musul sorununun
görüşüldüğü sırada, cumhuriyet rejimine karşı olanları kullanarak
Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinin bir kısmında etkili olan bir
ayaklanma çıkarttılar. Şeyh Sait isimli kişinin başkanlığında çıkmış
olan bu ayaklanmaya Şeyh Sait Ayaklanması adı verilmiştir. Şeyh Sait Ayaklanması, Ergani ilçesine bağlı Piran köyünde başladı (13
Şubat 1925). Kısa sürede etrafa yayıldı. Muş, Elazığ ve Diyarbakır
yöresinde etkili olan ayaklanmanın bastırılması için hemen tedbirler
alındı, önce sıkıyönetim ilân edilerek olaylar yatıştırılmaya
çalışıldı. Bu yeterli olmayınca Başbakan Fethi Bey istifa etti. 3
Mart 1925'te başbakan olan İsmet İnönü, ayaklanmanın bastırılması için
hükümete geniş yetkiler veren Takrir-i Sükûn Kanunu'nu TBMM'den
çıkardı. Diğer taraftan ordu birlikleri harekete geçirildi. Yapılan
plânlı askerî harekât ile, isyancılar dağıtılıp, elebaşıları yakalandı.
Suçlular İstiklâl Mahkemelerinde yargılandılar. Suçlu görülenler
çeşitli cezalara çarptırıldılar. Yapılan soruşturmada isyancıların bir
kısmının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na mensup oldukları
belirlendi. Bunun üzerine parti 3 Haziran 1925'te kapatılarak,
cumhuriyet rejimine yönelen önemli bir tehlike ortadan kaldırılmış
oldu.” Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Ali Fuat Cebesoy,
Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay ve Adnan Adıvar’ın öncülüğünde
17 Kasım 1924’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin 2. siyasi partisidir.
5 Haziran 1925’te kapatılmıştır.Bu fırka cumhuriyet tarihinin ilk
organize muhalefet hareketidir. Fırka cumhuriyet rejimine karşı değil,
bazı inkılaplara ve ilan ediliş tarz ve zamanlarına muhalefet etmiştir.
Fırkanın başında dönemin önemli isimleri yer almıştır.Genel başkanı
Kazım Karabekir, yardımcıları Rauf Orbay ve Adnan Adıvar'dır. Genel
sekreter ise Ali Fuat Cebesoy'dur. Bu isimler Kurtuluş Savaşı ve
Cumhuriyet yıllarının en önemli isimlerinden bazılarıdır. TCF kuruluş
tarihinden itibaren halk tarafından ilgi görmüş, mevcut siyasetle arası
bozuk olan her kesimden insanın desteğini almıştır.Şubat 1925'te
baş gösteren Şeyh Sait isyanı dolayısıyla Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkası iktidar tarafından eleştirilere maruz kalmıştır. Dönemin
başbakanı Fethi Okyar istifa etmiş ve güvenoyu alarak başbakan olan
İsmet Paşa Takrir-i Sükun kanununu yürürlüğe koyarak basına ciddi
cezalar kesilmesinin yolunu açmıştır. Bu arada TCF'nin kapatılması
süreci hızlanır ve fırka 5 haziran 1925'te kapatılır. Haziran 1926'da
İzmir Suikasti sonrasında bazı paşalar tutuklanır ve idam hükmüyle
yargılanır. Fakat Kazım Karabekir'in de içinde bulunduğu bu paşalar
İsmet İnönü'nün müdahalesi ile idamdan kurtulmuştur.KuruluşTCF,
Halk Fırkası'ndan bir yıl sonra 17 Kasım 1924'te kuruldu. İçişleri
Bakanı Recep Bey'e giden Trabzon mebusu Muhtar Bey ile Mersin mebusu
Besim Bey şu dilekçeyi verdiler:Hakimiyetin bilakaydı şart millette
olduğu ve milletin mukadderatına bizzat vazı ulyed bulunduğu esasına
istinaden cumhuriyeti idareyi takviye etmek ve memlekette kanunların
seyyanen tatbikini temin ile istikrar ve emniyeti teyid ve tezyid
eylemek ve teceddüt ve tekamül esasları ile milleti medeniyeti
muassırada bir refaha isal edecek esbabı hazırlamak intihabatta
faaliyette bulunmak ve merkez ve mülakatta şubeler küşad eylemek üzere
Terakkiperver Cumhuriyet unvanıyla teşkil ettiğimiz siyasi fırkanın
cemiyetler kanununa tevfikan iki kıta nizamnamei esasisi fırka mührü
ile mahtum olduğu halde leffen takdim kılınmış ve merkezdeki mahalli
idaremizle fırka heyeti idaresi azasının isim ve sıfat ve mahalli
ikametleri balaya dercedilmiş olmakla muktezi ilmühaberin ifasını rica
eyleriz efendim. 17 Teşrinisani 1340-Katibi umumi Ankara mebusu Ali
Fuad. Heyeti merkeziye idaresi Ankara Postahane sokağı 27 no.dur.
Heyeti idaresi Ali Fuad Paşa, Rüşdü Paşa, Sabit, Adnan, Rauf, Muhtar,
Halis Turgut beylerdir. TCF'nin 25 Kasımda ilk Merkez Heyeti İdaresi
şöyledir:' Reis: Kazım Karabekir Paşa, reisi sani: Dr.Adnan Adıvar
ve Hüseyin Rauf Orbay, umumi katip: Ali Fuad Cebesoy, azalar: Rüşdü
Paşa, ismail Canbolat, Sabit Sağıroğlu, Ahmet Şükrü, Ahmet Muhtar
Çilli, Halis Turgut, Necati Kurtuluş, Faik Günday. TCF'de yer
alanlar milli mücadelede silah arkadaşı olan komutanlar, eski
İttihatçılar ve II. Grup üyeleridir. Kurucu mebuslar CHF'den kopan
muhalif kişilerdir. Partiye üye olmak için 18 yaşını bitirmiş olmak
gerekiyordu. TCF'yi İstanbul basını özellikle Vatan, Tevhidi Efkar, Son
Telgraf, İstiklal. CHF'yi başta yayın organı Hakimiyeti Milliye ve
Cumhuriyet, Akşam destekliyordu.Partinin şubeleri Urfa, Sivas,
Eskişehir, Trabzon, Siverek, Erzurum, Ordu, İzmir, Karahisarısahip,
Amasya, Samsun, Sinop, Maraş, Suruç, Of'da açılmıştır. En fazla üye ve
şube İstanbul'dadır: Arapcamii, Kağıthane, Alibeyköy, Arnavutköy, Rami,
Bakırköy, Beykoz, Eminönü, Samatya, Suadiye, Erenköy, Şile.TCF-CHF İlişkileri TCF
liberal, CHF devletçidir. TCF'nin kuruluşundan 5 gün sonra hükümet
değişmiştir. İsmet Paşa gitmiş yerine Ali Fethi Okyar gelmiştir. 21
Kasım 1924-3 mart 1925 arasındaki ilişkiler demokratiktir. Mart'tan
Haziran'a kadar tekrar İsmet İnönü hükümeti kurulmuştur. Bu dönemde
Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılmıştır.Mustafa Kemal, partilere
bakışında tek particidir. "Bu milletin siyasi fırkalardan çok canı
yanmıştır. CHF sınıf partisi değil, bütün milletin partisidir" der.
Gazi Mustafa Kemal'le bir röportaj yapan The Times muhabiri Maxwell
Macartney'in raporunda, Gazi'nin şu sözlerini nakleder:
"Terakkiperverler, cumhuriyetçiliklerinde samimi değiller, programları
bir sahtekarlık örneği, onlar düpedüz gerici." Gaziye göre bunlar
bölücü, nankör, vatan haini. Gazi'yi kızdıran bir başka husus, yeni
fırkanın muhafazakar olmasını isterdim, halbuki bizden daha terakkici
demesi.TCF'nin görünürde Halk Fırkası'ndan önemli bir ayrılığı
yoktur, zaten kurucuları da bu partiden ayrılanlardır. Tek fark
terakkicilerin dine bakışındaki liberallik ve esaslı bir programla
ortaya çıkışlarının halkçıları kızdırmış olmasıdır.Şeyh Said İsyanı, (Şubat-Nisan 1925) Doğu Anadolu'da merkezi yönetime karşı girişilen geniş çaplı ayaklanma.Cumhuriyet'in
ilk yıllarında uygulanan politikalar Doğu Anadolu'da çeşitli muhalefet
odakları doğurmuştu. Bu muhalefet odaklarından Kürt İstiklal
Komitesi'nin çalışmaları açığa çıkarıldıktan sonra, örgütün önde gelen
yöneticilerinin çoğu tutuklandı.Örgütle yakın ilişki içinde olan ve
aynı doğrultuda çalışmalar yürüten Şeyh Said'e bağlı kişilerin
Diyarbakır'ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde arama yapan bir
jandarma müfrezesiyle girdiği çatışma (13 Şubat 1925), kısa sürede
genişleyerek yaygın bir ayaklanmanın kıvılcımını oluşturdu. Genç
vilayetinin merkez kazası Darahini'yi basarak (16 Şubat) valiyi ve
öteki görevlileri tutuklayan Şeyh Said, halkı İslam dini adına
ayaklanmaya çağıran bir bildiriyle hareketi tek bir merkez altında
toplamaya çalıştı. Bu bildiride 'din uğruna savaşanların lideri'
anlamına gelen mührünü kullandı ve herkesi din uğruna savaşa çağırdı.
Mistan ve Botan aşiretlerinin desteğini aldıktan sonra Genç ve Çapakçur
(bugün Bingöl) üzerinden Diyarbakır'a yöneldi.Maden, Siverek ve
Ergani'yi ele geçirdi. Şeyh Abdullah'ın yönettiği başka bir ayaklanma
koluda Varto üzerinden Muş'a doğru harekete geçti.Varto'yu ele geçiren
isyancılar, Muş'a ilerledilerse de halktan toplanan yardımcı
kuvvetlerle Murat Köprüsü civarında mağlup edilip, Varto'ya geri
çekilme¬leri sağlandı.Gelişmeler üzerine hükümet doğu vilayetlerinde
sıkıyönetim ilan etti (21 Şubat). Ayaklanmacıların üzerine gönderilen
ordu birlikleri Kış Ovası'nda Şeyh Said kuvvetleri karşısında
tutunamayarak Diyarbakır'a çekilmek zorunda kaldı (23 Şubat). Ertesi
gün Elazığ'a giren Gökdereli Şeyh Şerif yönetimindeki başka bir
ayaklanma kolu kenti kısa süre de olsa denetim altına aldı.7 Mart'ta
Şeyh Said'in emrindeki 5000 kişilik bir kuvvet Diyarbakır'a saldırdı.Olayın
başlangıcında Mustafa Kemal ciddiyeti anlayıp, Heybeliada'da
rahatsızlığı nedeniyle dinlenen İsmet İnönü'yü acilen Ankara'ya
çağırdı. İnönü ve ailesini bizzat Ankara Gar'ında karşılayan Mustafa
Kemal, olayları anlatmak için İsmet Paşa'yı Çankaya'ya götürdü.
Çankaya'da, İsmet Paşa'ya "Doğuda laik sistemi yıkmak amacıyla yayılan
gerici bir ayaklanamın başladığını" söyledi. İsmet Paşa'nın Ankara'ya
gelmesi dedikoduların başlamasıne neden oldu. Ali Fethi Bey'in görevden
ayrılacağı, yeni hükümeti İsmet İnönü'nün kuracağı ve önlemleri onun
alacağı konuşulmaya başlanmıştı. ayrıca Ali Fehti Okyar ile İsmet
İnönü'nün arası açıktı. Ali Fethi Bey olayı isyan olarak tanımlamamış
ve sıkıyönetimle durdurulacağına inanıyordu. Ancak, olayların hızla
tırmanması karşısında Başbakan Ali Fethi Okyar'ın istifasını isteyen
Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü'yü yeni bir hükümet kurmakla
görevlendirdi (3 Mart). Bir gün sonra TBMM hemen Takrir-i Sükun
Kanunu'nu kabul ederek hükümete olağanüstü hal yetkileri tanıdı.
Ayaklanmayla ilgili yayınlara konan yasak daha sonra başka önlemleri de
kapsayacak biçimde genişletildi. Ayrıca Ankara ve Diyarbakır'da
İstiklal Mahkemeleri kurulması kararlaştırıldı.Bu sırada Diyarbakır'ı
kuşatma altına alan Şeyh Said kuvvetleri, hükümet kuvvetleri tarafından
geri püskürtülerek geri çekilmeye başladı.Geniş çaplı bir sevkıyatın
ardından toplu saldırıya geçen (26 Mart) ve bir bastırma harekatıyla
ayaklananların çoğunu teslime zorlayan askeri birlikler, İran'a geçmeye
hazırlanan ayaklanma önderlerini Boğlan'da (bugün Solhan) sıkıştırdı.
Şeyh Şerif ve yanındaki bazı aşiret reisleri Palu'da yakalanırken, Şeyh
Said'de Varto yakınlarında Carpuh Köprüsü'nde ele geçirildi (15 Nisan
1925).Ayaklanmayı destekleyen eski Şuray-ı devlet reislerinden Kürt
Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul'da
tutuklanarak yargılanmak üzere Diyarbakır'a getirildiler.Yargılanma
sonucu Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı ölüme mahkum olarak, idam
edildiler (27 Mayıs 1925).Diyarbakır'daki Şark İstiklal Mahkemesi kısa
süren bir yargılamadan sonra Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi
hakkında da ölüm cezası verdi (28 Haziran). Cezalar ertesi gün yerine
getirildi.Şeyh Said Ayaklanması'nın bastırılması Cumhuriyet
yönetiminin Doğu Anadolu'da denetimi sağlamasında önemli bir dönüm
noktası oldu. Öte yandan ayaklanmayla ortaya çıkan gelişmeler, bir süre
önce çok partili yaşama geçiş yönünde atılan adımların kesintiye
uğramasına yol açtı.Ayaklanmaya karıştığı gerekçesiyle hakkında
soruşturma açılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, çok geçmeden
hükümet kararnamesiyle kapatıldı.Mustafa Kemal’e suikast girişimiCumhuriyet
rejimine ve inkılaplara karşı olanlar ile eski ittihatçılar Mustafa
Kemal'i öldürtmek istemişlerdir. Bu eylemi, 16 Haziran 1926'da Mustafa
Kemal'in İzmir'e yapacağı gezi sırasında gerçekleştirmeyi
planlamışlardır.Gezinin bir gün ertelenmesi üzerine suikast planı
İzmir valiliğine duyurulmuş, suikastçılar yakalanmış ve İstiklal
Mahkemelerinde yargılanmışlardır.Serbest Cumhuriyet Fırkası Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılmasından sonra, Cumhuriyet Halk Fırkası,
1930 yılına kadar ülkede tek siyasal parti olarak kaldı. Bu zamana
kadar, inkılâpların büyük bir bölümü gerçekleştirildi. Ancak tek parti
yönetimi, demokratik bir rejim için uygun değildi. Mecliste hükümetin
çalışmaları denetimsiz kalıyordu. 1929 yılında, dünyada
ekonomik bir bunalım ortaya çıktı. Türkiye de bu bunalımdan etkilendi.
Ekonomik sıkıntıya düşen halkın şikâyetleri arttı. Meclisteki bazı
milletvekilleri ülkedeki ekonomik sıkıntıların, hükümetin yanlış
politikalarından kaynaklandığını ileri sürmeye başladılar. Atatürk de
hükümetin ekonomik politikasından hoşnut değildi. Hükümeti denetleyecek
ikinci bir siyasî partinin gerekliliğine inanıyordu. Bu nedenlerden
dolayı bir muhalefet partisinin kurulmasına karar verildi. Bu amaçla
Mustafa Kemal, çok yakın arkadaşı Fethi Bey (Okyar)'i bir parti
kurmakla görevlendirdi. 12 Ağustos 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası
kuruldu. Serbest Cumhuriyet Fırkası, siyasî fikir olarak
cumhuriyetçilik, lâiklik ve milliyetçilik ilkelerini, ekonomi alanında
ise devletçilik ilkesine karşı liberalizmi savunuyordu. Parti kısa
zamanda hızla gelişti. Yapılan yerel seçimlerde yolsuzluk yapıldığı
iddia edilip, hükümet ağır şekilde eleştirildi. Hükümet ve inkılâplar
aleyhinde gösteriler yapıldı. Bu durum, parti yöneticilerini sıkıntıya
sokunca, Serbest Cumhuriyet Fırkası, kurucuları tarafından kapatıldı
(17 Kasım 1930). Böylece çok partili siyasî hayata geçmek için yapılan ikinci deneme de başarısızlıkla sonuçlandıKubilay Olayı, 23
Aralık 1930 günü, İzmir'in Menemen ilçesinde, öğretmen-yedek subay
Mustafa Fehmi Kubilay'ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki'nin
bir grup yobaz tarafından öldürülmesiyle başlayan, ardından kurulan
Divanı Harp'te de olayın failleri olarak yargılanan sanıklara çeşitli
cezalar verilmesiyle sonuçlanmış bir olaylar zincirini içerir.Olaylar
Menemen'de cereyan ettiği için Menemen Olayı da denmektedir, ancak çoğu
Menemen dışından belli bir grubun faili olduğu olay için ilçenin
bütününün isminin kullanılmaması daha doğrudur.Siyasi bağlamda da
Kubilay Olayı, 1930'da Ali Fethi Okyar tarafından Atatürk'ün
tavsiyesiyle kurulmuş olan ve 17 Kasım 1930'da kendi kendini fesheden,
Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Fırka'nın
99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir.Mustafa Fehmi
Kubilay 1930 yılında Menemen'de yedek subay sıfatıyla askerlik görevini
yapmaktaydı. 23 Aralık 1930 sabahı Menemen'de cereyan eden hadiseler
genel anlatıma göre şu seyri izlemiştir: Sabahın erken saatlerinde,
çember sakallı, başlarında sarık, sırtlarında cüppe, Manisa'dan o gün
gelmiş dördü silahlı altı meczup, belediye meydanında tekbir getirerek
gezinmeye başladı. Bazı kaynaklar içki ve uyuşturucu tesirine atıfta
bulunmakta iken, sanıklardan Sütçü Mehmet Emin sonradan ifadesinde
Nakşibendilik tarikatına mensubiyet göndermelerinde bulunmuş, Manisa'da
vaazında bulundukları hocaları saymıştır. Grup "biz şeriat ordusuyuz"
diyerek Menemen Müftü Camiine girmiştir. Elebaşı, Giritli Derviş
Mehmet, yanında da Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan,
Küçük Hasan vardı. Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini "Mehdi"
olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi. Arkalarında 70
bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat
bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söyledi.
Camideki yeşil bayrağı alıp uzun bir sopaya taktılar ve Menemen şehir
meydanında kazdıkları bir çukura diktiler. Bayrağın çevresinde dönmeye,
tekbir getirmeye, zikretmeye ve "Şapka giyen kâfirdir! Yakında yine
şeriata dönülecektir." diye bağırmaya başladılar. Bayrağın altından
ahaliden bazı kişileri (bir fabrikada çalışan Hayimoğlu Jozef de dahil)
geçirdiler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası saf insanları
korkuttu.Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, bir
bilgiye göre; alay komutanı, yedeksubay Kubilay'ı bir manga askerle
birlikte olay yerine gönderdi, başka bir bilgiye göre ise Kubilay
sadece meydandan geçmekteydi. Askeri birlik sevki senaryosunda Kubilay
ve askerlerin silahlarında mermi bulunmamakta olup, süngü takmışlardı.
Kubilay, askerlerini meydan girişinde bırakarak, göstericilerden teslim
olmalarını istedi. O anda gruptan açılan ateş sonucu yere düştü.
Meydandan geçmekte olduğu senaryosunda, Kubilay üniformasının kendisini
koruyacağına güvenerek tahrikçilere tek başına yaklaşmış ve Derviş
Mehmet ile tartışmaya başladı, hatta ona bir tokat atmış ve bunun
üzerine Derviş Mehmet tarafından vurulmuştu. Görgü tanıklarının
genellikle doğruladıkları üzere, Kubilay yaralı halde cami avlusuna
sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşisıra geldiler. Derviş
Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı
yedeksubay Kubilay'ın başını kesti. (Derviş Mehmet denilen kişinin
Bülent Arınç'la hiç bir alakası yoktur.) Kesik başı yeşil bayrağın
sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Birisi ip getirdi ve
Kubilay'ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlandı. Olay
yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak
açılan ateş sonucu o da öldü. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki
de açılan ateş sonucu öldü.Bu aşamada askeri birlik yetişir.
Komutan "Teslim olun!" diye bağırır. Ancak olay çatışmaya dönüşür ve
askeri birlik ateş eder. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil
bazıları yere serilirken, bazıları kaçar. Daha sonra hepsi birden
yakalanır.Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin 1925'deki Şeyh Said İsyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır.Devlet
sert tepki gösterdi. 27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa
Kemal Paşa’nın başkanlığında bu konuda bir toplantı yapıldı.
Kaynakların ifadesine göre, Atatürk, Kubilay Olayına çok kızmıştı. Daha
birkaç yıl önce Yunan İşgalinin acısını tatmış bir muhitte bu olayın
meydana gelmesi üzerine, bazı kaynaklara göre, ilçenin haritadan
silinmesini emretti. Ertesi gün de, "Böyle emirler verirsem,
uygulamayın, sonra bir daha sorun", dedi. 28 Aralık 1930'da orduya
gönderdiği başsağlığı telgrafında, "Mürtecilerin gösterdiği vahşet
karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar
bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir
hadise" olduğunu belirtti.31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile
Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay
süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilmiş ve 1.
Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı
Harp kurulmuştur. 7 Ocak 1931'de bu kez İzmir'de yine Mustafa Kemal
Paşa başkanlığında ikinci bir toplantı yapıldı. Olaya doğrudan veya
dolaylı katılan 105 sanık (anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak,
azmettirme veya Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete geçtiğini
bildikleri halde zamanında Hükümete haber vermedikleri ve tekkelerin
seddinden sonra ayini tarikat icra ettikleri suçlamalarıyla) 15 Ocak
1931'den itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlandı, 24 Ocak 1931
günü iddianame okundu ve 29 Ocak 1931 günü mahkeme 36 (ölmüş olan bir
sanık ile 37) kişinin idama mahkum edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu
nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli
hapis cezaları verilmesine hükmetti ve karar Meclis’in onayına sunuldu.
İdam hükümlülerinin 6'sının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm
cezaları ağır hapse çevrildi. T.B.M.M. Adalet Divanı ayrıca iki
idamlığın cezasını 2 yıl hapse çevirdi.Kalan 28 sanık, 3 Şubat 1931
gecesi Menemen'de idam edildi. Bazıları Kubilay'ın başının kesildiği
yerde asıldı. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçabildi. İki
hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi. Olayın hemen ardından
Menemen'de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi.
Anıtın üzerinde şöyle yazar:"İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz."Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931'de de Menemen’den kaldırıldı.
Baglanti
Yorum yaz! :
Arkadasina Gonder!
0yorum yazilmistir
<<Önceki Sayfa
|/ |Sonraki Sayfa>>