Cumhuriyetin Anlamı, Önemi ve Milletimize Kazandırdıkları
Prof. Dr. Utkan Kocatürk ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 56, Cilt: XIX, Temmuz 2003, Türkiye Cumhuriyeti'nin 80. Yılı Özel Sayısı Bu
yıl, 80. yıldönümü kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna
giden yolun başlangıcında milletimizin “kayıtsız şartsız, bağımsız yeni
bir Türk Devleti” kurmak üzere “ya istiklâl ya ölüm” ilkesi ile
başlattığı Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşımız yer almaktadır. Bu
süreç içinde Erzurum ve Sivas Kongrelerini takiben 23 Nisan 1920’de,
millî iradeye dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış ve bütün
dünyaya karşı, yayınladığı beyanname ile “egemenliğin kayıtsız şartsız
Türk milletine ait olduğunu” ve “Büyük Millet Meclisi’nin üzerinde
hiçbir makam bulunmadığını” ilân etmişti. Gerçi bu meclis ve bu
meclisin içinden çıkan ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti”, yapısı
ve işleyişi yönünden, aslında ismi konmamış bir cumhuriyet yönetiminden
farksızdı. Ama Millî Mücadele’nin ve Kurtuluş Savaşı’nın zaferle
bitişini ve Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığımızın bütün devletlerce
onayını takiben, artık devlet yönetiminin daha açık biçimde isim alması
gerekiyordu. İşte 29 Ekim 1923 günü yapılan Anayasa değişikliği ile bu
husus da yerine getirildi ve bu yıl 80. yıldönümünü kutladığımız
Cumhuriyet ilân edildi.Cumhuriyet, egemenliğin kaynağının
millete ait olduğunu kabul eden devlet şekli demektir; dolayısıyla
devletin temel organlarının seçimle iş başına geldiği bir yönetim
biçimidir. Bu rejimde Devlet Başkanı olan Cumhurbaşkanı da milletçe
veya milletin temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
seçilir. Cumhuriyet yönetimi bu niteliği ile şüphesiz ki demokrasinin
en gelişmiş şekli, demokrasi prensibinin en iyi uygulanmasını temin
eden bir siyasi rejimdir.Cumhuriyet yönetiminin birinci
Özelliği, seçim esasına dayanan bir idare olmasıdır. Bu seçim de gerek
seçme gerekse seçilme hakkı bakımından belli bir kişiye, belli bir
zümreye, belli bir sınıfa ait değildir; bütünüyle millete aittir.
Cumhuriyetle yönetilen bir devlette bir görevin, ilâhî bir kuvvete
dayanması veya babadan oğula geçmesi gibi bir usul de yoktur ve olamaz
Cumhuriyet yönetiminde seçimle iş başına gelenlerin görev süresi belli
bir dönemi kapsar; yani cumhuriyet rejiminde kaydı hayat şartı ile bir
görev söz konusu olamaz.Cumhuriyet rejiminin ikinci bir
özelliği, bu rejim her şeyden önce kişi, zümre ve sınıf yararını değil,
kamu yararını ön planda tutan, kamu yararına dayanan bir yönetim
şeklidir. Çünkü cumhuriyet rejimi, kuvvetini, dayanağını kişi, zümre ve
sınıf hakimiyetinden değil, geniş halk kitlesinden, millet iradesinden
almaktadır.Cumhuriyet rejimi, memleketimize, milletimize
sayılamayacak kadar çok şeyler kazandırmıştır. Bir kere cumhuriyet
yönetimi, devlet hayatımıza, siyasi hayatımıza egemenliğin bir şahsa,
bir zümreye, bir sınıfa değil, millete ait olduğu gerçeğini
kazandırmıştır. Çünkü bundan evvel, Osmanlı Devletinde egemenliğin
kaynağı ilâhî iradeye bağlanıyor, bunu da Sultan-Halife sıfatıyla bir
şahıs temsil ediyordu. Millet haklarını yok eden, milli iradeyi
geçersiz kılan bu çağ dışı anlayış, memleketimizde ancak Cumhuriyet
rejimi ile yıkılmıştır.Cumhuriyet rejiminin, bütün vatandaşları
kanun önünde eşit sayması, onlar arasında hiçbir ayrıcalık tanımaması,
onların devlet yönetimine eşit olarak katılımını sağlaması,
vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini devlet teminatı altına alışı,
millî birlik ve beraberliğimiz açısından da birleştirici, pekiştirici
olmuş, millî sınırlarımız içinde hiçbir ayrıcalık yapmaksızın bütün
vatandaşlarımızın paylaştığı, yararlandığı, bu nedenle korumaya ve
yaşatmaya kararlı olduğu bir idare haline gelmiştir.Cumhuriyet
rejimi aynı zamanda, insan unsuruna verdiği değer, insan hak ve
hürriyetlerine gösterdiği saygı nedeniyledir ki, çağdaşlaşmayı, çağdaş
uygarlık düzeyine ulaşmayı en iyi şekilde gerçekleştiren bir ortam
oluşturmuştur. Diyebiliriz ki Türkiye’nin çağ atlaması, milletimizin
Atatürk’ün önderliğinde her türlü engeli aşarak uygar bir toplum haline
gelişi, lâik ve demokratik cumhuriyet rejimi sayesinde mümkün
olabilmiştir.İşte bize kazandırdığı bu değerler nedeniyle, lâik
ve demokratik cumhuriyet rejimi, memleketimizin geleceği bakımından o
derece önemlidir ki, Anayasamızda “Türkiye Cumhuriyeti’nin idare
şeklinin Cumhuriyet olduğu” hükmünün değiştirilemeyeceği,
değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği ayrı bir anayasa maddesiyle
teminat altına alınmıştır.Gençlerimizi ve her gelecek kuşak
bilmelidir ki, bu vatanda kurduğumuz Cumhuriyet yönetimi, Atatürk’ün
önderliğinde çok büyük fedakârlıklarla kazanılan bir ölüm kalım
savaşından sonra gerçekleştirilmiştir. Bu büyük başarının arkasında
binlerce şehidin, binlerce gazinin harcı vardır. Bu bakımdan, kurulan
bu büyük eserin her yönü ile gelişmesi, geliştirilmesi, doğabilecek her
türlü tehlikeden titizlikle korunması, Cumhuriyet kuşaklarının
Atatürk’e ve onun inkılâp arkadaşlarına borçlu olduğu kaçınılmaz bir
görevdir. Cumhuriyet kuşakları, bu görevin bilinci içinde, kendilerine
bırakılan emaneti daima koruyacaklar, Türkiye Cumhuriyeti’ni Büyük
Önderin çizdiği yolda ebediyen yaşatacaklardır.NOT: Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Cumhuriyetimizin 75. Yılı Özel Sayısından alınmıştır.
Baglanti
Yorum yaz! :
Arkadasina Gonder!
0yorum yazilmistir
<<Önceki Sayfa
|/ |Sonraki Sayfa>>